...bir kez daha o sorular aklıma geldi. "O beni sevmiş miydi? Ya ben onu gerçekten sevmiş miydim? Sevgi var mıydı? Ya aşk?" tüyleri yanmakta olan bir pelüş oyuncak gibi, adı Magnus olsun, bozulmuş, kirlenmiş, acı çekmiş ve dağılmıştım. ve yine takılı kalmış bir makine misali zihnim aynı soruları bir daha ve bir daha ve sonra bir kez daha önüme getirip altın tepside sunuyordu. " Ya ben onu gerçekten sevmiş miydim?" Aralarında en çok tüylerimi diken diken edense her seferinde bu soru oluyordu. Ben herhangi birini sevmiş miydim? Yoksa kendime verdiğim bütün bu zarar, çektiğim tüm o acılar ve döktüğüm gözyaşları yine kendimi içimde gerçek bir insan olduğuna inandırmak için giriştiğim bir başkaldırıdan mı ibaretti. Bilmiyorum. Belki de biri için gözyaşı dökerken, bir yandan da bunu yapabildiğim için gülümsüyorum. Belki de her şey bir yanılsamadan ibarettir. O yada bu şekilde, masadan kalkarken bu sefer hiç bir şey hissetmiyordum. Sonsuza kadar bağlı kalacağıma yemin ettiğim bir insanı, sadece bir sabah uyandığım ve içimdeki Ardeur ile başa çıkamadığım için aldığım bir kararla, sanki hiçbir zaman hayatıma girmemiş ve B'nin geride bıraktığı boşluk hissini doldurmama yardım etmemiş gibi, titreyen ellerini ve sımsıkı kapanmış dudaklarını görmüyormuşum gibi, doğru kararı verdiğimden emin olarak, ve ne kadar büyük bir aptal olduğumdan da öyle, terkediyordum. Yüzüme yaptığım şeyden pişmanlık duyduğuma inanmasını sağlayacak bir maske oturttum ve kapıdan dışarı çıkarak uzaklaştım. Ben bunu yaparken, o hala sarsılarak titriyordu. Bunu biliyordum. Ama ona çektirdiğim acının büyüklüğünü görmezden gelebilmek adına, oynamayı en iyi başardığım rolü seçmiştim...bir orospuyu. İki yıldır her sabah bürünüp her gece üzerimden çekip attığım o kıyafet, bir kez daha üzerime yapışmıştı. Benden nefret edecekti. Sonsuza kadar aramızda duracak bir şey varsa bui nefret olacaktı. İçimdeki açlığa yenik düştüğüm ve güzel bitebilecek uzun bir hikayeyi ilk sayfasında yırtıp attığım için beni affedemeyecekti. Son iki yıldır beni affedemeyecek tüm o insanlar gibi. Oysa benim affedemeyeceğim tek bir insan vardı bütün bunları yapmama sebep olan. Ardeur'u tetikleyen oydu. Orospunun bütün senaryolarını okumam, ezberlemem ve korkusuzca sergilemem için getirip önüme koyan oydu. İçimdeki bütün iyiliği ve sevgiyi alıp, geriye uzay kadar karanlık bir boşluk bırakan da öyle. Şimdi aynı şehirdeyiz, belki yanı başımda mavi panjurlu ki binada oturuyor. Belki Beşiktaş'ın sokaklarında yürürken bir yerden beni izliyor. Kim bilir, belki her sabah bindiğin 'Metrobüs'te karşımdaki koltuğa kurulmuş, ben kitabıma eğilirken boynumdan sarkan kolyeyi görüp benim bir zamanlar üzerinde gidip geldiği beden olup olmadığımı düşünüyor. Ve belki de denizin karşı kıyısında, varlığımdan bile habersiz. Oysa ben o varlığı iliklerime kadar hissedebiliyorum. Dolup taşarcasına ve kusup atarcasına..."
Varoluş ve yokoluş çizgileri: http://www.youtube.com/watch?v=fKB1ba03qiA&feature=kp

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder