21 Temmuz 2014 Pazartesi

Kader kurbanı olabilirdim. Ya da ıslak hazinesinin peşinde koşan bir maceraperest. Seçme şansım vardı. İkisini birden seçtim.

        Her şeyi hatırlıyorum, o kararı verdiğim an hariç. Tuhaftır, hiç suçluluk duymuyorum. Eskiden, para için yatan kadınları, hayatın başka seçenek bırakmadığı insanlar olarak görürdüm. Şimdi, bunun doğru olmadığını fark ediyorum. Evet ya da hayır diyebilirdim, beni herhangi birini kabul etmeye zorlayan yoktu.
        Ve ben Evet'i seçtim. Fazladan bir bardak şarap eşliğinde.
         Sokaklarda yürüyor, gelip geçenlere bakıyorum; onlar kendi hayatlarını seçebildiler mi acaba? Yoksa, tıpkı benim gibi, kader tarafından 'seçildiler' mi; manken olmayı hayal eden ev kadınları, müzisyen olmak isteyen banka memurları, edebiyat düşkünü doktorlar, televizyonda boy göstermek için ölü biterken bir süpermarkette kasiyerlik işi bulan genç kızlar?
         Kendime zerre kadar acıdığım yok. Lokantadan boş bir cüzdanla, ama onurumu korumuş olarak çıkabilirdim, demek ki kurban değilim ben. O adama bir ahlak dersi verebilir ya da karşısında oturanın, sayın alınmaktansa kalbi kazanılmaya layık bir erkek olduğunu göstermeye çalışabilirdim. Yapabileceğim çok şey vardı, ama çoğu insan gibi ben de izlenecek yolu kaderin çizmesine izin verdim. Ona hiç bir zaman inanmamış olsam da...
         Başkalarına bakıldığında, adaletsiz, sıra dışı bir kader sayılabilir benimki elbette. Ama mutluluk arayışında hepimiz eşitiz, memur, müzisyen, doktor, yazar, kasiyer, oyuncu, en kadını ve manken...Aramızda mutlu olan yok.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder